Reklam
DOLAR: 3.84 TL
EURO: 4.52 TL

BİOENERJİ VE BEYİN

2 yıl önce
1.814 kez görüntülendi

BİOENERJİ VE BEYİN

Bioenerji ve beyin. Videomuzu izlamak icin en alt kisma bakiniz.

Beyin titreşimlerinin tespit edilmesinden bu güne kadar geçen yüz yıldan fazla sürede, çok büyük keşifler yapılamamıştır. Beyin hala tüm gizemleriyle karşımızda durmakta, tam olarak anlayamadığımız değişik dalga boylarında sürekli olarak titreşmektedir. Beyinde dört ana dalga boyu (alfa, teta, beta ve delta) mevcuttur.

Delta; 0-4 hertz arasında olan, beynin en düşük titreşim şeklidir. Uykuda iken girdiğimiz bu dalga boyunda ortak bilinçaltı ile irtibat sağlandığını ileri sürenler bunun ispatı olarak da rüyaları örnek vermektedirler. Beynin en az çalıştığı bu dalga boyunda; çocuklar için büyüme, yetişkinlerde ise sağlıklı kalmayı sağlayan hormonların aktif hale geçtiği belirtilmektedir.

Teta; 4-8 hertz arasında bulunan dingin bir dalga türüdür. Ciddi meditasyon çalışmaları sonucunda bu dalga boyuna kısa süreli olarak girilebildiği ve teta dalgasının bilinçaltına girişin anahtarı olduğu söylenmektedir. Şifacıların, teta dalga boyuna kontrollü olarak girebilmeyi başarmaları nedeniyle şifa yeteneklerinin bulunduğu da ifade edilmektedir. Teta dalga boyutu için farklı bilinç hallerinin oluştuğundan bahseden kişiler de mevcuttur.

Alfa; 8–13 hertz arasında değişen, dünyayı ve gerçekleri algılamada en uygun olan beyin titreşimleridir. Gözler kapanıp, rahatlandığında ve dışarıdaki uyarıcılar azaldığında alfa boyutuna gireriz. Derin uyku ya da stres durumlarında bu dalga şekli görülmez

Beta; 13 ve daha yukarı hertzlerdeki beyin titreşimleridir. Uyanık ve bilinçli olduğumuz haldir. İçinde bulunduğumuz dünyaya dair problemlerim çözümü aşamasında bu dalga boyunu kullanırız. Stres, korku, öfke gibi olumsuz duygularda bu dalga boyu artış gösterir. Çoğu insanda bu dalga boyu daha fazla görülmektedir.

Bu dört ana dalga boyundan farklı olarak, gama frekansı ise, 40 hertz ve üzeri beyin dalgaları için gama frekansı tanımı kullanılmaktadır. Üst seviye ve uzun süreli konsantrasyon çalışmaları sonucunda üretildiği belirtilmektedir.

Beyin dalgaları; içinde bulunduğumuz ruh halimize göre değişkenlik gösterir. Dolayısıyla, ruh halimiz üzerinde yapacağımız bilinçli manipülasyonlarla etkilerle; hem bedenimiz hem de beyin dalgaları üzerinde etki mekanizması oluşturabilmek mümkündür.

Dalgala boyları yükseldikçe, beyin yarımküreleri arasındaki senkronizasyonun azaldığı görülmektedir. Beta dalga boyunda ortaya çıkan yarımküreler arasındaki farklı frekanslar düşük dalga boylarında görülmemektedir. Düşük frekanslarda beyi yarımküreleri birbiriyle senkronize çalışmakta ve bu uyum kişinin hem bedenine hem de ruhsal durumuna yansımaktadır. Senkronizasyonun tam eşgüdüm sağlamasıyla farklı bir huzur hali oluştuğu da iddia edilenler arasındadır.

Etrafımızda insanlar sürekli olarak farklı beyin dalgalarıyla birlikte hayatlarını sürmektedir. Genellikle olumsuz duygulara sahipsek beta ve gama dalga boylarında yaşamaktayız.

Çok öfkeli olduğumuzda veya korktuğumuzda sanki üzerimizde büyük bir ağırlık varmış gibi hissederiz. Beynimizin lobları arasındaki eşgüdümsüzlük bizi rahatsız eder. Ying ve yang arasındaki dengenin bozulmasıyla eşgüdüm çabaları sürmeye devam eder. Karşıtlar arasındaki denge bozulmuş ve uyumsuzluk ortaya çıkmıştır. Ying veya yangdan herhangi birisi değerinden kaybetmeye başlamıştır. Dış evrenin ve sorunlarımızın anlamı kendi zihinsel süreçlerimizden çok da uzak olmadığından varoluşumuzu tehlikeye atar. Birlik anlayışından çok uzak olan bizlerin zıt kutuplu evren varlıkları da tehlikeye girmiş olur.

Düşüncelerimiz üzerinde etki mekanizması oluşturarak veya alternatif çalışmalarla insan bedeni üzerinde bir olumlu etki oluşturma yönündeki çalışmalar sürekli artmaktadır. Birçok ülkede artık olağan çalışmalar arasına girmiş bu çalışmalar her geçen önemini de hızla artırmaktadır. Enerji uzmanları, nefes atölyeleri ve psikoterapi çalışmaları her zamankinden daha kıymetli hale gelmiştir.

Enerji çalışmaları içerisinde sayılabilecek çalışmaların tamamında yapılmaya çalışılan şey karşıdakinin; beyin frekansını uygun pozisyona getirmek veya kendi beyin dalgalarımız ile karşıdakine yardımcı olabilmektir.

Karşıdaki insanları uygun beyin dalgasına getirebilmek için birçok yöntem mevcuttur. Bunun için ses, ışık, dokunma gibi teknolojiden faydalanılarak oluşturulabilinen uyarıcılar kullanılabilir. Çevremizdeki uyarıcıların olumlu etkisini kullanmak isteyen enerji uzmanları; doğa sesleri veya farklı müziklerle birlikte uygulamalarını yapmak istemektedir. Rahatlamayı sağlama için uygulama yapılacak ortamın ışık ve renk tasarımını uygun hale getirmeye çalışmaktadır.

Ancak uyarıcılarla çalışmak onların zannettikleri gibi o kadar da basit değildir. Aslında amaçlanan şey basittir; karşımızdakinin daha aşağı beyin dalgalarına çekebilmektir. Bu konudaki çalışmalar 1950 yıllarında başlamıştır ve beyne gönderilecek uyarıcılarla aynı şiddette iki beyin yarımküresini birlikte uyarması mantığına dayanmaktadır. Aynı mantıkla, ışık ve dokunarak oluşturulacak belirli ritimler yardımıyla karşımızdakilerin beyin dalgalarını değiştirerek onlara yardım edebilmek mümkündür.

Ritmik uyarıcıların hayatımızdaki öneminin; saniyede 13 salınımlı ışıklı göstergelere bakmak zorunda kalan avcı uçağı pilotlarının kazaları sonucunda ortaya çıktı söylenmektedir. Bu ışıklı göstergelerin, pilotları; alfa ritmine çektiği ve uyku durumuna yaklaştırdığı ifade edilmektedir. Yapılan çalışmalar sonucunda bu şekilde ışıklı gösterge sisteminden vazgeçildiği belirtilmektedir.

Beyin dalgalarıyla ilgili yapılan çok fazla sayıda çalışma ve iddia bulunmaktadır. Dna yapısı ve duygularımızın etkileşimi, dna yapısı ve fotonların etkileşimi, beyin dalgaları ve elektriksel yapısı üzerinde çalışılan en önemli alanlardır.

Tüm bu anlatılanlar düşünüldüğünde, teta dalgaları sanki kaybettiğimiz bir frekans gibi karşımıza çıkmaktadır. Ya çalışıyoruz, ya dinleniyoruz ya da tamamen uyuyoruz. Teta dalgalarının uyku içerisinde yer alması ve şifacıların kullandığı dalga boyu olması sebebiyle uyku konusu ilgimizi daha çok çekmektedir.

Rüyalar ve uyku konusu, tarih boyunca insanoğlunun ilgisini çeken en önemli olgulardır. Fiziksel yasaları alt üst eden, bazen oldukça farklı varlıkların bile yer alabildiği görüntüler zinciri ile karşılaşabiliriz. Bazen içerisinde yer aldığımız ve eşlik ettiğimiz gizemli filmler gibi karşımıza çıkar ve bazen ise oldukça korkutucu da olabilir. Bazı insanlar rüyaları, bizlere iletilen mesajlar şeklinde algılama eğilimindedir. Rüyaların anlamı ve rüya görmemizin nedenleri konusunda tarih boyunca değişik fikirler ortaya atılmıştır. Genel olarak rüyalar; fiziksel olarak uyku içerisindeki nörolojik tepkiler ve psikolojik olarak da bilinçaltı tepkilerimiz şeklinde değerlendirilir. Rüyaları bildiğimizden farklı bir bilinç durumu olarak düşünenler de vardır.

Rüyaların anlamı konusunda tarih boyunca değişik kültürlerin anlamlandırma çabası içerisinde oldukları anlaşılmaktadır. Eski Mısır bunun en açık örneğidir. Hz. Yusuf ve rüyalara dair anlatılanları günümüzde herkes bilmektedir. Ayrıca Hipokrat ve Aristo gibi filozoflar da bu alanda çalışarak kitaplar yazmışlardır.

Henüz tam bir netlik sağlanamasa da insanoğlu hala rüyalarına devam etmektedir. Uyku içerisinde hatırlansa da hatırlanmasa da insanların günde bir saat rüya gördüğünü düşünürsek ömrümüzün yaklaşık olarak üç yılı rüyada geçmektedir. Psikolojik açıdan rüyaları; bilinçaltının dışavurumu, iç dünyamızın sembolize edildiği alan ve kollektif bilinçaltına ulaşım şeklinde değerlendirmeler mevcuttur.

Uyku konusunda ise geçerli olan teori; uykuda bedenin onarımı ve yenilenmesi süreçleri olduğunun kabulüdür. Uyku esnasında beyin dalgaları araştırılmış, non-rem ve rem uykusu olmak üzere iki bölümde değerlendirilmiştir. Rem uykusu rüyaların görüldüğü kısımdır ki rüya görürken gözlerimiz de hızlı bir şekilde hareket eder ve bu nedenle uykumuzun bu bölümü Rem uykusu (rapid eye movement) olarak adlandırılmıştır.

Bellekle ilgili çalışmalarda, Rem uykusunun azalması durumlarında öğrenme süreçlerinin zarar gördüğü anlaşılmıştır. Rem uykusu sırasında, normaldekine benzer şekilde beyin bölgelerinin aktif olması; nörolojik bağlantılarımızı güçlendirici ve sabitleyici işlevini düşündürmektedir.

Normal bir bebek 24 saatin yaklaşık olarak 16 saatini uykuda geçirmektedir. Uykuları genellikle Rem ile başlamakta ve uyku süresinin %50’sini Rem uykusu oluşturmaktadır.

Rem uykusu büyüdükçe azalmaktadır. Uyku durumu zamanla şekillenmeye başlayarak, çocuklarda zamanla sadece gece uykusuna alışılır. Ortalama 9 saat olan uykunun yaklaşık %20–25 kadarını Rem uykusu oluşturmaktadır. Rem süresi bizler büyüdükçe giderek azalmaktadır.

Epifiz, serotonin ve melatonin hormonunu salgılamakta; melatonin hormonunun uykuya başlatmakta ve sürdürmekte etkili olduğu kabul edilmektedir. Gün ışığına maruz kalındığında retinohipotalamik yol aracılığı ile melatonin hemen baskılanmakta, kan ve bos konsantrasyonları hemen azalmaktadır. Gece ise en yüksek düzeylerine pik yapmakta ve uyku döngümüze yardımcı olmaktadır. Günümüzde epifiz salgıları yoğun olarak araştırılmaktadır.

Bilindiği üzere epifiz, üçüncü göz çakrasının merkezidir. Konum olarak da iki göz arasında yer almaktadır. Pineal gland olarak da adlandırılan epifiz, memelilerde biyolojik saatin merkezi olarak kabul edilir. Epifiz aynı zamanda Descartes tarafından, ruh ve bedenin kesişme noktası olarak tanımlanır.

Epifizin fotoreseptör yapısı, üçüncü göz konusundaki iddiaları güçlendirir niteliktedir. Kozalaksı, çam kozalağına benzer yapısı nedeniyle pineal gland ismini de almış olan epifizin; diğer alemlere geçiş kapısı ve ruhsal alana geçişte kilit rolü olduğu konusunda birçok kültürde görüşler bulunmaktadır. Hatta kozalaksı bu şeklin bazı yapıtlarda ısrarla yer alması epifize olan ilgiyi ve işaret ettiği gizemi her geçen gün artırmaktadır.

Epifizin fotoreseptör yapısı nedeniyle, ortamdaki ışık azaldığında salgıları artmakta ve melatonin uykunun oluşumuna yardımcı olmaktadır. Mananın fiziksel bedenimizle etkileşim noktası olarak görev yaptığı düşünülmektedir. Gece saatlerinde ibadetin teşvik edilmesinin epifiz hormonlarının bu saatlerde maksimum seviye ulaşması arasında bir ilişki olduğu söylenmektedir. Çocuklarda çok daha aktif olan epifiz zamanla bu aktivitesini azaltmaktadır

Bioenerji Tedavisi

Bioenerjinin faydalari

Bioenerji Nedir.

Bioenerji Uzmani Önder Özcan

Kaynak :Bioenerji.gen.tr

Bir önceki yazımız olan Büyü Nedir? başlıklı makalemizde büyü belirtileri, büyü ile musallat ve büyü nasil anlasilir hakkında bilgiler verilmektedir.

iletişim

Comments

comments

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık
Reklam