Reklam
DOLAR: 3.84 TL
EURO: 4.52 TL

Nazar Hakkinda

2 yıl önce
3.191 kez görüntülendi

Nazar Hakkinda

cin çıkarma cinler

Nazar gerçek midir? Nazar belirtileri ve nazardan korunma yolları nelerdir?

Gözler ruhi fonksiyonları ve beyin gücünü en rahat ve en tesirli şekilde kullanabildiğimiz organlarımızdır. Bilim adamlarının da tespit ettikleri gibi, göz yoluyla bir çeşit hipnoz olayı gerçekleşmektedir. Yılan, fareyi, kuşu veya diğer avlarını böyle yakalar. Gözlerinden gönderdiği zehirli şualar yoluyla avının beyin fonksiyonlarını bozmakta ve talihsiz av, bir anlık göz göze gelmenin bedelini hayatiyle ödemektedir.

İşte aynen insanlar için de geçerli olan bu husus, göz yoluyla karşı tarafa zarar verebilmektedir. Bir kısım gözlerin nazar konusunda daha etkili olması da saydamlığının fazla olması ile ilgili olsa gerektir. İnsan özellikle kıskançlıkla ve kötü niyetle, yani kem gözle bir şeye baktığı zaman daha çabuk zarar verebilir. Bu yüzden kişinin beğendiği bir şeye ısrarla bakması halinde ona, “Allah dilemezse hiçbir şey olmaz” anlamına gelen “Maşaallah” veya Allah’ın bereketi üzerine olsun anlamına gelen “Barekallah” demesi tavsiye edilmiştir.

Göz değmesi hakkında rivayet edilen hadisler, bunun hak ve gerçek olduğunu açıklığa kavuşturmakta ve nazara karşı yapılması gereken hususları da ortaya koymaktadır. Yani nazar, bazılarının zannettiği gibi “Batıl” bir inanç değil, hak ve gerçektir ancak batıl olan kısım nazar boncuğu ile nazardan korunmaya çalışmaktır! Buhari, Müslim ve Ebu Davud’un İbn Abbas’tan rivayet ettikleri bir hadisi şerifte Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:

Göz değmesi haktır. Eğer kaderi (delip) geçecek bir şey olsaydı, bu, göz değmesi olurdu.” (1) Hz. Aişe (r.a)’den rivayet edilen bir hadiste de Hz. Peygamber (s.a.v)’in, “(Göz değmesinden) Allah’a sığının. Zira göz değmesi haktır.” buyurduğu nakledilmektedir. Yine Sahiheyn ve Ebu Davud’da Ebu Hüreyre (r.a)’tan: “Rasulullah (s.a.v)’in: “Göz değmesi haktır” dediği rivayet edilmiştir.”(2)

Ebu Davud’un Hz. Aişe (r.a)’den rivayet ettiği bir hadisi şerifte ise, gözü değen ve kendisine göz değmesinin zarar verdiği kimselere ait yapılacak işlemden bahsedilmektedir:
“Gözü değene (ain) abdest alması emredilir, onun abdest suyu alınır, bununla göz değmesine uğrayan (main) yıkanırdı.”(3) Ayrıca, Kalem suresinin 51. ve 52. ayetlerinin de nazara karşı tedavi edici özelliğinin bulunduğu söylenmektedir.

Nazardan korunmak için en sağlıklı yol dua etmek ve yukarıda Hz. Aişe validemizden nakledilen hadise göre hareket etmek gerekir. Yoksa nazar boncuğu, öküz boynuzu, at nalı, sarımsak vs. gibi, halk arasında yaygın olan batıl inançlara itibar edilmemelidir. Bunların hepsi yasaklanmıştır.

nazar var midir nazar kimleri etkiler nazar nedir nazardan korunma yollari nelerdir

Rasulullah (s.a.v); “Göz değmesi gerçektir” (Buhârî, Tıb, 36; Muslim, Selâm, 41) buyurmak suretiyle bir mânevî faktöre işaret etmişlerdir.Yani İslâmda göz değmesi (nazar) vardır ancak nazar boncuğu takmak vs. bâtıl inançlardan sayılmıştır.

Rasulullah (s.a.v) nazarlık kullanmayı hoş karşılamamış, bu gibi şeyleri üzerlerine asan kimselerin bey’atlerini kabul etmemiştir (Nesâî, Zinet,17; İbn Mâce Tıb, 39).

Rabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkâr edenler, zikri (Kur’an-ı) işittikleri vakit nerdeyse gözleri ile seni yıkıp devireceklerdi. Bir de durmuşlar, o herhalde bir delidir, diyorlardı” (Kalem, 50, 51) âyetinde geçen “gözleriyle seni yıkıp devireceklerdi” sözünü “nazar” ile tefsir edilmiştir. (Elmalılı M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, VIII, 5305; İbn Kesîr, “Tefsirul Kur’an’il-Azîm”, VIII, 227).

Kur’an-ı Kerim nazardan söz ederken açık ve kesin bir hüküm bildirmemekte, buna karşı hadisler, kesin bir ifadeyle nazarın gerçek olduğunu bildirmekteler.
Âişe (r.anh)’den rivayet olunduğuna göre Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır:
“Nazardan Allah’a sığınınız çünkü göz (değmesi) gerçektir”
(İbn Mace, Tıb, 32; Buhari, Tıb, 36; Muslim, Selâm, 41).

Esma bint Umeys (r.anh)’den rivayet edildiğine göre kendisi:
“Ya Rasulullah! Cafer’in oğullarına cidden nazar değiyor, ben onlar için şifa dileğiyle okutturayım mı?” demiş.
Rasulu Ekram (s.a.v) de: “Evet, lakin kader ile yarışan bir şey olsaydı nazar değme işi onu geçerdi” buyurmuştur
(İbn Mace, Tıb, 33; Muvatta, Ayn, 3).

Nazarın gerçek olduğunu kabul edince, ondan korunma yollarını da öğrenmek gerekir.
Bu konudaki rehberimiz yine Allah’ın Rasulu’dür.
Ebû Said el-Hudrî (r.anh)’den rivayet olunduğuna göre:
“Rasulullah (s.a.v), “Cinlerin ve insanların nazarından Allah’a sığınırım” gibi dualarla cinlerin ve insanların nazarından Allah’a sığınırdı. Sonra Muavvezatân nazil olunca bu sureleri okumaya başladı diğer duaları terketti”
(İbn Mace, Tıb, 34).

Âişe (r.anh) da Rasulullah (s.a.v)’ın yatağına girdiğinde iki eline üfleyip muavvizât (İhlâs, Felâk ve Nâs) surelerini okuduğu ve vücuduna sürdüğünü rivayet etmiştir.
(Buhârî, Deavât, 12).

Nazardan korunmak için, “nazarlık” denilen; mavi boncuk, sarımsak, at nalı, minyatür süpürge vb. nesnelerle, içinde ne yazılı olduğu bilinmeyen ya da acaip bir takım şifrelerle yazılmış bulunan muskaları, -nereye olursa olsun- takmak şirktir çünkü böyle yapılmasında , Allah’dan başka birinden veya bir nesneden, zararı defetmesini istemek vardır.
Halbuki Allah (c.c.), şöyle buyurur; “Eğer Allah, sana bir zarar dokundurursa; hiç kimse onu gideremez ve eğer sana bir hayır ihsan ederse, zaten O, her şeye kadirdir” (En’am, 17)

İmam Ahmed, Ukbe b. Nâfi’den merfû’ olarak şu hadisi nakleder:
“Kim temîme (mavi boncuk) takarsa Allah onun işini tamamlamasın. Kim bir ved’a (katır boncuğu) takarsa Allah onu korumasın”
(Ahmed İbn Hanbel, IV, 154, 156).

Başka bir hadiste:
“Kim bir muska, mavi boncuk ve benzerini kesip atarsa bir köle azat etmiş gibi olur”
(Yusuf el-Karadavi, “Tevhidin Hakikati”, Terc. Mehmet Alptekin, İstanbul 1986, s. 73).

Bazı yanlış düşüncelere örnek verecek olursak “ bazıları mavi gözleriyle bakar, çat diye çatlatır, bu yüzden çocuğa mavi boncuk tak” diyorlar. Bizim toplumumuzda o kadar yaygın ki bu. Nerdeyse her çocuğun hırkasında bir mavi boncuk görebilirsiniz. Eğer nazar boncuğu nazarı engelleyecek diye düşünürseniz bu şirk olur. Kuran’da sadece pis ve rahatsız edecek bakış vardır. Allah bir ayetinde “O inkar edenler, zikri (Kur’an’ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. “O, gerçekten bir delidir” diyorlar. (Kalem Suresi, 51)”diyerek inkar edenlerin pis bakışlı olacaklarını bildirmiştir.

Kuran’da olan kötü bakış böyle tarif edilmiştir, yani nazar böyle anlatılmıştır. Ama nazara ilahi bir güç vermek şirk olur çünkü bütün olayları yaratan Allah’tır. Allah bir insana iyilik isterse o zaman iyilik, kötülük isterse de imtihan olarak kötülük verir. Dolayısıyla bir insan “boncuk nazarı engelledi, bak orta yerinden kırıldı” derse bu çok yanlış bir bakış açısı olur ve Kuran’a uygun olmaz. İnsanı yalnızca Allah korur, boncuk hiçbir işe yaramaz. İnsanların şahsi olarak hiçbir güçleri yoktur. Her sözü Allah söyletir, her hareketi Allah yaptırır ve insanları imtihan eder. İnsanların yaptığını düşünüp böyle değerlendirenler tüm hayatlarını şirk içinde geçirirler. Allah’da Kuran’da şirki affetmeyeceğini şöyle bildirir:

Gerçekten, Allah, Kendisi’ne şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur. (Nisa Suresi, 48)

Nazar/göz değmesi insanı öldürür mü? Nazara/göz değmesine karşı ne gibi tedbirler alınabilir; Büyüye karşı sirke tedavisi var mıdır? Göz değmesinin sebepleri nelerdir?

İnsanı tesir altına alan, hasta eden bazı vak’alar vardır ki, tıp ilmi bunlar için kesin teşhise varamamıştır. Gerçek sebebi hakkında da açık bir bilgi verememektedir. İşte bunlardan birisi de “nazar etme,” “göz değme”dir. Nazarın gerçek olduğu, nazar edilen kimsenin hastalanmasına, hattâ ölümüne sebep olduğu da bilinen ve kabul edilen bir hakikattir.

Nazarın gerçek olduğunu ve insanın kaderiyle yakından alâkasının bulunduğunu ifade eden Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadır:

“Nazar haktır, kader ile yarışan birşey olsaydı, nazar değme işi yarışıp onu geçerdi (kaderi değiştirirdi).” (Müslim, Selâm: 42; İbni Mâce, Tıb: 3)

Nazarın kaderle her ne kadar alâkası varsa da onun tesirini yaratan yine Cenab-ı Haktır. Yoksa bizzat nazar eden kişi o hadiseyi meydana getirmiş değildir. Nazarı keskin olan kimse birşeye baktığı anda Cenab-ı Hak o şeyde zararı yaratmaktadır. Çünkü iyiliği de kötülüğü de yaratan Allah’tır. Allah’ın iradesi dışında hiçbir şey meydana gelmez.

Nazar etmenin, ölümü, kişinin helâk olmasını netice veren cihetini Peygamberimizden öğreniyoruz. Câbir bin Abdullah’ın rivayet ettiği hadiste şöyle buyurulmaktadır:

“Göz değmesi haktır. Deveyi kazana, insanı da kabre girdirir.” (Keşfü’l-Hafâ, 2: 76, Ebû Naim’den naklen)

Böylece, nazara uğrayan deve nasıl ki ölüp, eti tencereye konuyorsa, aynı şekilde nazar edilen kişi dehayatından olup mezara girebilmektedir. Hadis-i şeriften nazarın tesirinin yalnız insana bağlı kalmadığı, bütün canlılara, hattâ insanı dikkatini çeken hertürlü şeye de zarar verebildiği anlaşılmaktadır.

Asr-ı Saadette geçen, nazarla ilgili bir hadiseden, mü’minin beğendiği birşey karşısında nasıl davranması, neler söylemesi gerektiği, nazar etmenin din kardeşini öldürme sayılacağı, nazara uğrayan ve nazar eden kimsenin neler yapması gerektiği hususunda geniş bilgiler çıkarmak mümkündür.

Sahabîlerden Amr bin Rebia, Sehl bin Huneyf’i yıkanırken görür,nazar eder. Sehl çarpılmış gibi yere yıkılır. Alıp Peygamberimizin bulunduğu yere götürürler. Durumu öğrenen Peygamberimiz “Kimden şüphe ediyorsunuz?” diye sorar. Sahabîler, Amr bin Rebia’nın ismini verirler. Bunun üzerine Peygamberimiz Amr’ı azarlayarak, “Sizden biriniz neden din kardeşini öldürüyor? Biriniz kardeşinde beğendiği, hoşuna gittiği birşey gördüğü zaman ona mübarek olması için dua etsin (Mâşallah, Bârekallah gibi sözler söylesin)” buyurur.Daha sonra Peygamberimiz bir miktar su ister ve nazar eden Amr’ın abdest almasını emreder. (İbni Mâce, Tıb: 32, Müsned, 3: 447)

Bir nevi abdest olan bu tatbikatı fıkıh âlimlerimiz şöyle tarif ederler. Bir kabın içine su konur. Nazar eden kimse bir avuç alır, ağzını çalkar, suyu kabın içine püskürtür. Sonra aynı sudan alarak yüzünü yıkar, sonra sol eliyle su alarak sağ elini yıkar, sağ eliyle de alarak sol elini bileklere kadar yıkar. Daha sonra sağ ve sol dirseklerini yıkar. Sonra dirseğini ve omuzu arasını yıkar. Sonra ayaklarını, sağ ve sol dizini yıkar. Elini ve ayaklarını yıkarken, kolunu ve dizinden aşağısını yıkamaz. Daha sonra sağ böğrünü aşağı doğru yıkar. Bütün bu organlarını yıkadıktan sonra su aynı kapta biriktirilir. Nazar eden kişi bu işi tamamladıktan sonra su kabını alarak nazar ettiği şahsın arkasında durup başına döker. (Neyevi, Şerh-u Sahih-i Müslim, 14 % 172-173) Kullanılan bu su pis sayılmamaktadır. Bunu Peygamberimizin bizzat kendi tatbikatından anlamaktayız.

Peygamberimizin kısaca tarif ettiği ve âlimler tarafından da genişçe izah edilen bu yıkamanın bilinmeyen pek çok hikmeti, şüphesiz, vardır. En azından nazar şüphesini gidermek için bu sünneti yapmak gerekir. Bu yıkama ve dökme işi Sahabîler tarafından da zaman zaman tatbik edilmiştir.

Bu iş yapıldıktan sonra nazar eden kimse bereket duasında bulunarak, “Mâşallah, Lâ kuvvete illâ billah” derse, meydana gelebilecek zararı Allah’ın gidereceği bildirilmektedir. Zaten bu yıkama işinin yapılması bir nevi fiilî duadır. Tesir ve şifa ise Allah’tan beklenmelidir.

Nazardan ve ondan gelebilecek şerden Allah’a sığınmalıdır. Hz. Âişe’den öğrendiğimize göre, Peygamberimiz ona göz değmesine karşı rukye yapmasını (dua okumasını) emretmiştir. (İbni Mâce, Tıb: 34)

nazar var midir nazar kimleri etkiler nazar nedir nazardan korunma yollari nelerdir 2

Başka bir hadiste “Nazardan Allah’a sığınınız” (A.g.e., Tıb: 32) buyurularak, şifayı Allah’tan istememiz tavsiye edilmektedir.

Peygamberimizin göz değmesi karşısında ondan korunmak için hangi duaları okuduğunu ve neler yaptığını Ebû Said el-Hudrî (r.a.) şöyle anlatmaktadır:

“Resulullah (a.s.m.) (Cinlerin ve insanların nazarından Allah’a sığınırım, gibi dualarla) cinlerin nazarından, sonra da insanların nazarından Allah’a iltica ederdi. Sonra Muavvizetân (Felâk ve Nâs Sûreleri) inince bu sûrelere devam etti. Diğer duaları terk etti.” (A.g.e., Tıb: 34)

Şu halde, nazar eden ve zarar verenleryalnız insanlar değildir. Aynı zamanda cinler de nazar edip, insana zarar vermektedir. “Cinlerin nazarı oktan daha sür’atli geçer” diyen bazı âlimler göz değmesini, cinlerin çarpması ve nazar etmesi mânâsında da anlamaktadırlar.

Peygamberimizin tatbik ve tavsiye ettiği mânevî ilaçlardan başka yollara başvurup şifa aramak mü’mine yakışmaz. Cahiliye devrinde Araplar bazı hastalıklardan dolayı boyunlarına ve kollarına çeşitli âlet ve boncuklar takarlardı. Deva ve şifayı da o taktıkları şeylerden beklerlerdi. Şirk kokan, inancına uymayan bu nevi işleri şiddetle yasaklayan Peygamberimiz, “Kim birşey takarsa bütün işleri o taktığı şeye teslim edilir” (Tirmizi, Tıb: 24)buyurmuştur.Böylece takılan o şeyin bir fayda vermeyeceği, ayrıca kişinin bütün ümidini bizzat ona bağlamasıyla da inancına zarar geleceği anlaşılmış oluyor.

Nazardan korunmak için mânâsı bilinmeyen bazı muskalar yazıp kullanmak veya “nazar boncukları” takmak İslâm inancına uymayan bâtıl âdetlerdir. Bu gibi şeyleri insanın takınması caiz olmadığı gibi, bir hayvana veya bir eşya üzerine takmak da aynı şekilde meşru değildir. Peygamberimizin haram saydığı bazı şeyler arasında nazarlık takınmak da sayılmaktadır. (Neseî, Zînet: 17)
Bu işlere benzeyen ve halk arasında mum eritmek, kurşun dökmek veya ot yakıp hastanın başının üzerinde gezdirmek gibi hiçbir mânâsı olmayan tatbikatlara tevessül etmemek lâzımdır. Çünkü Cenab-ı Hak her türlü derdi verirken meşru olarak dermanını da yaratmıştır. Mü’min ölçü olarak sünneti almalı, o çizgiden çıkmamaya çalışmalıdır. İstikamet ancak bu yolla mümkündür.

Nazardan Korunma Tedbirleri

Nazara karşı su ile tedaviyi Peygamberimiz uygulamıştır. Ancak büyü veya nazara karşı sirke ile tedavi uygulamasını bilmiyoruz.Gözdeğmesi (nazar) illetine yakalanmadan önce korunmak için şu tedbirler alınmalıdır:

1) Sabah ve akşam koruyucu dua, evrad ve zikirlere devam edilmelidir.Onları okuyan kimseyi Allah (c.c.) nazardan muhafaza buyurur. Okunacak sure ve dualar çoktur.Bazıları şunlardır: Fatiha Suresi, Ayetü’l-Kürsî, Felâk Suresi, Nâs Suresi

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in okuduğu muhtelif dualar. Nazara karşı şu duayı okumalıdır:

“Yarattığı şeylerin şerrinden Allah (c. c.)’ in tam olan kelimelerine sığınırım.” (Ebu Davûd, Tıp, 19; Dârimî, İsti’zan, 48; Muvatta, İsti’zan, 34; Ahmed b. Hanbel, 4/430)

Yine şu duayı okumalıdır:

“Bütün şeytanlardan, zararlı hayvanlardan, Kem gözlerden Allah (c.c.)’ın tam olan kelimelerine sığınırım.

Hiçbir iyinin ve kötünün yapamadığı ve Allah (c. c.) ‘in yaratıp vücuda getirdiği bütün şerlerin şerrinden,

Gökten inenlerin ve göğe çıkanların şerrinden,

Yerde bitenlerin ve yerden çıkanların şerrinden,

Gecenin ve gündüzün fitnelerinin şerrinden,

İyilik için kapı çalan hariç, gece ve gündüz her kapı çalanın şerrinden Allah (c. c.) ‘ın tam olan kelimelerine sığınırım.

Ey Rahman (olan Allah’ım)” (Buharî, Kitabü’l-Enbiya, 10; Müslim, Kitabu’z-Zikr, 54, 55)

Yine şu ayeti okumalıdır:

“Doğrusu inkâr edenler, Kur’an’ı duydukları vakit (sana olan düşmanlıklarından dolayı) neredeyse gözleri ile seni yere sereceklerdi!

Hâlâ da (senin için) mutlaka o, delidir! Diyorlar.

Halbuki Kur’an, bütün âlemler için bir öğütten başka bir şey değildir.” (Kalem, 68/51,52.)

İnsanların ahvâline bakan kimse, nazar konusunda onlarda bir umursamazlık olduğunu görür. Oysa ki, bilhassa bebeklerin ve küçük çocukların şeriata uygun dualarla nazardan korunmaları gerekir.

Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, Hz. Hasan (r.a.) ve Hz. Hüseyin (r.a.)’ı şu dua ile koruyordu:

“Sizi, bütün şeytanlardan, Zararlı hayvanlardan, Kem gözlerden, Allah (c.c.)’ın tam olan kelimelerine sığındırırım.” (Buharî, Abdullah b. Abbas (r.a.)’dan rivayet etmiştir.)

Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, torunları olan Hz. Hasan (r.a.) ve Hz. Hüseyin (r.a.)’a hitaben yine şöyle derdi:

“Şüphesiz ki, sizin atanız (İbrahim Aleyhisselâm) İsmail’i ve İshak’ı onlarla koruyordu.” (Buharî, İbn-i Abbas (r.a.)’dan rivayet etmiştir.)

2) Nazar değmesinden korunma yollarından biri de, korktuğu ve şüphelendiği kişilerin yanında güzelliklerini teşhir etmemelidir.

Hafız el-Bağavî “Şerhü’s-Sünne” eserinde anlattığına göre, Hz. Osman b. Affan (r.a.) çok güzel bir çocuk görmüştü.

Bunun üzerine, onu nazardan korumak için çocuğun velisine şöyle dedi: “Bu çocuğun çenesine siyah boya sürerek onun güzelliğini kamufle ediniz.”

3) Göz değmesinden korunma yollarından biri de, görüp beğendiği bir şey hakkında, gören kişinin bereketle dua etmesidir.

Bir kimse, kendi gözünün başkasına zarar vermesinden korkarsa, ona baktığı zaman şöyle demelidir:

“Allah (c.c.) onu sana mübarek etsin.” (Benzer ifade ile Bkz. Ebu Davud. Nikâh, 36; Tirmizî, Nikâh, 7; İbn-i Mâce, Ezan, 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/281.)

Veya şöyle demelidir:

“Ya Rabbi! Ona mübarek eyle.” (Benzer ifade ile Bkz. Müslim, Zühd, 74; Ebu Davud, Vitir, 31; Nesaî, Zekât, 12; İbn-i Mâce, Zühd, 8; Ahmed b. Hanbel, müsned, 3/108, 188, 5/77.)

Yahut şöyle demelidir: “Mâşâallah (Allah ne güzel yapmış) Allah’tan başka kuvvet (sahibi) yoktur.” (Ebu Davud, Edeb, 101.)ya da buna benzer dualar etmelidir. O zaman Allah (c.c.)’ın izni ile zarar defolur gider.

Kendi nefsinden, başkasına nazar değmiş olmasından şüphelenen ve endişe duyan kimsenin yapması gereken şey, Allah (c.c.)’dan korkması ve gözdeğmesine sebep olabilecek şeylerden sakınmasıdır. Bunun için Allah (c.c.)’ı çokça zikretmeye devam etmelidir. İnsanlardan hoşa giden bir şey gördüğü zaman Allah (c.c.)’dan, onu mübarek kılmasını dilemelidir.

Yüce Allah (c.c.)’ın, insanlara vermiş olduğu nimetlere kesin olarak hased etmemelidir. Çünkü, eğer onlara hased ederse, sanki Rabbine karşı itirazda bulunmuş gibi olur.

Nazar Değmesinden Sonra

Yukarıda, nazar değmemesi için alınacak tedbirler ve korunma çareleri açıklanmıştı. Nazar değdikten sonra da şeriata uygun çareler vardır. Kur’an-ı Kerim’de ve hadis-i şeriflerde bu hususa işaret eden deliller bulunmaktadır.

Yine şu sure ve ayetler dua maksadıyla okunmalıdır.

a) Fatiha Suresi,

b) Ayetü’l-Kürsî,

c) Felâk Suresi,

d) Nâs Suresi,

e) Ayrıca Cebrail Aleyhisselâm’ın, Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz’e okuduğu ve öğrettiği şu dua okunmalıdır:

“Allah (c. c.) ‘in ismi ile sana rukye ederim (okuyup üflerim). Sana eziyet veren her şeyin şerrinden, Her nefsin yahut hased edenin kem gözünün şerrinden Allah (c.c.) sana şifa versin. Allah (c.c.)’in ismi ile sana rukye ederim” (Buharî, Kitabu’t-Tıb, 38; Müslim, Kitabu’s-Selam, 40; Ebu Davud, Kitabu’t-Tıb. 19; Tirmizî, Kitabu’l-Cenâiz, 4; İbn-i Mâce. Kitabu’t-Tıb, 36. 37; Ahmed b. Hanbel, Müsned. 6/332.)

Yine Resûlüllah (s. a.v.) Efendimiz’ in bir hastalığı olduğu zaman Cebrail Aleyhisselâm gelir ve şu duayı okurdu: “Allah (c.c.) ‘in ismi ile sana rukye ederim (okuyup üflerim). Allah (c.c.) bütün hastalıklardan sana şifa versin. Hased ettiği zaman hased edenin şerrinden ve bütün kem gözlülerin şerrinden (seni korusun.)” (Müslim, Hz. Âişe (r.a.)’dan rivayet .etmiştir.)

Bazı İslâm büyüklerinden nakledilmiştir ki; gözden sakınmanın şartı, iyilikleri, güzellikleri, zînetleri gizlemektir. Bir kimsenin kendisini, ailesini veya çocuğunu süsleyip el âleme teşhir etmesi uygun değildir. Allâme İbnu’l-Kayyım diyor ki: “Kim bu duaları okuyup tecrübe ederse, faydasının derecesini ve ona ne kadar çok ihtiyaç bulunduğunu anlar. Bu dualar, nazar edenin tesirine mâni olur. Onu okuyan kimsenin imanının kuvvet derecesine göre nazarın etkisini giderir. Çünkü bu dualar silahdır. Silah ise, kullanana göre etkili olur.”

Abdullah es-Sâcî (r.a.)’ın anlattığına göre, kendisinin çok güzel bir devesi vardı.Bir gün devesine binerek yol arkadaşları ile beraber sefere çıktı. Yolculardan biri vardı ki, gözü değerdi. Bu durumu bilenler Abdullah’ı uyardılar. Devesini o adamın gözünden sakınmasını söylediler. Abdullah o adamın, devesine bir zarar veremeyeceğini söyleyip pek aldırmadı. Abdullah’ın sözlerini ve davranışını da o adama anlattılar. Adam, kendisini ispat etmek için Abdullah’ı kollamaya başladı. Bir mola sırasında Abdullah oradan ayrılınca, adam hemen gelerek deveye nazar etti. Biraz sonra deve hastalanıp yere düştü. O sırada Abdullah da çıkageldi. Deveyi o vaziyette görünce neler olduğunu sordu.

Dediler ki: “Sen gidince hemen o adam gelip deveye nazar etti.Hayvana bakınca o da bu hâle geldi.”Bunun üzerine Abdullah: “O adamı bana gösterin” dedi.Onlar da gösterdiler. Abdullah, adamın yanına varıp karşısında durdu.Sonra şu duayı okudu: Allah (c.c.)’ın ismiyle hapsedenin hapsinden, Kuru taşın (şerrinden), Yakıcı kıvılcımın (şerrinden Allah ‘c.c.)’a sığınırım).
Nazar edenin gözdeğmesi, kendi aleyhine dönsün ve en sevdiği kişinin üzerine dönsün.Gözünü çevirip de (sema’ ya) bak! Bir bozukluk görüyor musun? Sonra gözünü iki kez çevir de yine bak. Göz hor, Hakir, Bitkin ve ümidini kesmiş olarak tekrar sana döner.” (Bu duanın son kısmı, Mülk Suresi’nin 3. ce 4. ayetleridir. Bkz. Mülk, 67/3-4..)

Abdullah es-Sâcî bu duayı okuyunca gözdeğmesi kalktı. Allah (c.c.)’ın izni ile devesi iyileşti.

Uyarılar

1)Göz değmesi (nazar) bazen insanlardan olur. Bazen de cinlerden olur.

Mü’minlerin annesi Ümmü Seleme (r.a.)’ dan rivayete göre, Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, evinde bir kız görmüştü. Kızın yüzünde bir değişme farketti ve şöyle buyurdu: “Ona rukye yapınız (okuyup üfleyiniz). Çünkü onda gözdeğmesi (nazar) vardır.” (Buharî ve Müslim, Ümmü Seleme (r.a.)’dan rivayet etmişlerdir.)

Hafız el-Bağavî diyor ki: “Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz nazar değmesine işaret ederken cinlerden nazar değmiş olacağını kasdetmiştir.”Deniliyor ki: “Cinlerin nazar etmesi, mızrak ucundan daha tesirlidir.” Şüphe yok ki, insan kirli elbiselerini değişmek için çıkardığı vakit, Yahut tuvalet ihtiyacını gidermek için, Ya da bir başka sebeple avret yerini açtığı vakit cinlerin nazarından korunmak için dua etmelidir. Bu da Cenab-ı Hakk’ın ismini zikretmekle olur.

Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Onlardan (insanlardan) biri helaya girdiği zaman, başka bir rivayette, elbisesini çıkarıp bir yere koyduğu zaman bismillah demesi, cinlerin gözleri ile Ademoğlunun avret mahallinin arasında bir perdedir.” (Tirmizî. Sünen’inde ve Ahmed b. Hanbel de Müsned’inde rivayet etmişlerdir.)

2) Cenab-ı Hakk’ın ihsan ettiği sağlığı, Güzelliği, Nâli olduğu nimetler ve sair sebeplerle gözdeğmesine hazır olan kimse, daima tedbirli olmalı ve kendisini teşhir etmemelidir.

Özellikle kadınlar kendi güzelliklerini ve bilhassa kız çocuklarının güzelliklerini aşırı derecede teşhir etmemelidirler. Çünkü bunun sonucunda birçok üzücü olaylara şahit olunmaktadır.

Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz Esma binti Umeys (r.a.)’a hitaben şöyle buyurmuştur:

“Bana ne oluyor ki, kardeşoğullarının cisimlerini zayıf görüyorum! Yardıma muhtaç duruma gelmişler.” (Müslim, Câbir b. Abdullah (r.a.)’dan rivayet etmiştir.) Bunlar Hz. Cafer b. Ebu Tâlib’in çocukları idiler. Esma dedi ki: “Onların bir hastalıkları yok. Fakat onlara nazar değdi.”

Bunun üzerine Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdu: “(O halde) sen onlara rukye yap. (okuyup üfle.)” (Ahmed b. Hanbel. Müsned, 3/333.)

3)  İnsanlardan bazıları rukye tedavisi (okuyup üfleme) talep ettikleri zaman okuyan kişinin inancının sağlam olup olmadığını, Maksadını, İlmini araştırmıyorlar. Bu sebeple de sahtekârlara, Büyücülere ve kötü maksadlı olanlara yöneliyorlar. O bozguncular, yapıcı olmaktan çok yıkıcıdırlar. Hatta onların içinde niceleri vardır ki, haram olan şeyleri, Yahut bid’atları, Ya da şirk olan şeyleri insanlara emrederler. Böyle kimselerin şerlerinden muhafaza etmesini Yüce Allah (c.c.)’dan dileriz.

Rukye (okuyup üfleme) talep eden kimseye gereken şey, dikkatli olması ve işini sağlam apmasıdır. Yani, ya kendisi okumalı, Yahut da buna ehil olan imanlı ve ihlâslı kimseleri bulmalıdırlar. Şunu da iyi bilmelidir ki; Eğer şeriatın uygun gördüğü şartlar uygun olmazsa, rukye yapmak caiz olmaz.

Hz. Yusuf Aleyhisselâm’ın kıssasını anlatan şu ayetin mânâsını derin derin düşünmeliyiz:

“Ayrı ayrı kapılardan (şehre) girin (ki size nazar değmesin.) Yine de Allah’ın takdir ettiği bir şeyi ben sizden gideremem. Hüküm ancak Allah’ındır. Ben ona güvenip dayandım. Tevekkül edenler de yalnız ona güvenip dayanmalıdırlar.” (Bkz. Yusuf, 12/67.)

Bilmelidir ki, gözdeğmesinden (nazardan) korunmak ve onu tedavi etmek, ancak Allah (c.c.)’dan ve onun Resûlü’nden gelen şeylerin doğruluğuna inanmakla mümkün olur. Eğer bu konuda şüphe ve tereddütleri olursa, ilacın tesiri de azalır.

Hz PEYGAMBERİMİZİN (S.A.V) KÖTÜ ŞEYLERDEN (ŞEYTAN VE NAZAR ETKİSİNDEN) ALLAH’A SIĞINMAK İÇİN OKUDUĞU DUALARDAN BAZILARI

1-“Eûzu bikelimâtillâhi’t-tâmmeti min şerri mâ halak.”

Yaratılmışların şerrinden, Alah’ın tam kelimelerine sığınırım.”

2-Eûzu bikelimâtillâhi’t- Tâmme, min kulli şeytanin ve hâmme, ve min kulli aynin lâmme.”

Şeytanın ve bütün haşerelerin şerrinden, her türlü nazar değmesinden Allah’ın tam kelimelerine sığınırım.”

3-Bismillâhi yubrîk, ve min kulli dâin yeşfik, ve min şerri izâ hasidin izâ hased,ve min şerri kulli zi ayn.”

Allah’ın adıyla. Seni O korusun. O’nun seni her türlü hastalığa, haset ettiği zaman, hasetçinin şerrine ve her türlü nazarın şerrine karşı korumasını ve sana şifa vermesini dilerim.

4-Bismillahi erkîke min kulli şeyin yu’zîk, ve min şerri nefsin ev aynin hâsidinillahu yeşfik, bismillahi erkîk.

Allah’ın adıyla. Sana zarar veren her şeyden, her nefis veya hasetçi gözün şerrinden Allah’a sığınırım. Allah sana şifa versin. Seni koruması için Allah’ın adıyla O’na sığınırım.

5-“Euzu bekelimatillahit tammeti min gadabihi ve ikabihi ve min şerri ibadihi ve min hemezitişşeyatini ve en yahdurun.”

“Allah’ın gazabından ve azabından, kullarının şerrinden, şeytanların dürtmelerinden ve yanıma sokulmalarından Allah’ın eksiksiz kelimelerine sığınırım.” (İmam Ahmed,4/57)

6-“Allahümme inni euzu bike be vechikel kerimi ve kelimatiket tammati min şerri ma ente ahizun binasiyetihi Allahümme ente tekşifül measime velğurme Allahümme innehu layuhzemu cündük, vela yuhlefu va’duk, sübhaneke ve bi hamdik.”

“Allah’ım, kerem sahibi yüzüne ve eksiksiz kelimelerine sğğınırım, perçeminden yakaladığın şeyin şerrinden. Allah’ım günahı ve mali cezayı ancak sen kaldırırsın. Allah’ım ordun mağlup edilmez, va’din yerine getirilir: Seni hamdinle birlikte tesbih ederim. (Ebu Davut,5052)

Yukarıdaki dualar peygamber (s.a.v) efendimizin bizzat ağzından çıkmış dualardır. O’nun ağzından çıkan herşey değerli ve kıymetlidir.Eğer, üzerinizde nazar etkisi (esneme,halsizlik hissetme…) veya cin musallatı veya büyü etkisi hissederseniz, Kur’an’ı Kerim okuduktan sonra, bu duaları da herbirini tekrar (okuyabildiğiniz kadar) ederek okursanız, değerini, yararını ve ne kadar gerekli olduklarını anlarsınız. Bu duaların her biri silâhtır. İnşaallah bir süre sonra ilave olarak yenilerini yazacağım. Allah’u Teala dertlilere şifa versin. Amin

NAZAR İÇİN NE OKUMALIYIZ?

Nazar (Göz değmesi) nin keyfiyeti tam olarak bilinmemesine rağmen insanlar üzerinde olumsuz etkiler yarattığı muhakkaktır.

Ebu Said’den rivayet edilmiştir: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem cinlerden ve insan gözünden Allah’a sığınırdı. (Tirmizi,2058; Nesei,5509;İbnMace,3511)

Bununla ilgili bir grup şöyle demiştir:Göz edenin nefsi kötü bir nitelik kazanınca, gözünden zehirli bir kuvvet yayılır, göz edilene ulaşır, o da bundan zarar görür.

Başka bir grupta şöyle demiştir: Bazı insanların gözlerinden görülmeyen lâtif cevherlerin yayılması akla uzak değildir. Onlar göze gelene kadar uğraşır, vücudun gözeneklerine girer, bunlardan zarar görür.

Başka bir grup ta şöyle demiştir: Allah’ın adeti şöyle cereyan etmektedir: Göz edenle göze gelenin gözleri karşı karşıya gelince, zararlı bir şey yaratır, bu da hiç kuvveti, sebebi ve tesiri olmadığı halde olur.

Göz edenin nefsi tesir etmek için görmeğe bağlı kalmaz, bilakis bazen kör olur, ona bir şey anlatılır; görmese de nefsi ona tesir eder. Göz edenlerin çoğu göz ettiklerinde görmeden tarif üzerine etki eder.

Her göz eden hasetçidir, her hasetçi göz eden değildir. Haset eden göz edenden daha genel olduğu için ondan sığınmak göz edenden sığınma olmuştur. O da heset edenin nefsinden haset ve göz edilene doğru çıkar (atılan) oklardır.

Bazen değer , bazen değmez. Eğer onu açık korunaksız bulursa ona kesin etki eder.eğer ona tedbirli ve silahlı olarakdeğerse, oklar ona işlemez, etki edemez.Bazende oklar sahibine döner. Bu da fziki atma gbidir. Bu nefislerden ve ruhlardandır, o ise cisimlerden ve kalıplarındandır.

Aslı da göz edenin bir şeyi beğenmesidir. Sonra da kötü nefsi ile arkaına düşer, sonra da göz edilene bakışı ile zehrini zerk etmeğe çalışır.

Göz değmesini önleyen şeylerden biri de: “Maşallah, lâ kuvvete illâ billâh” söylemektir. Beğenilen hoşa giden bir şey gördüşümüzde okunmalıdır.Kendi çocuğumuz, eşimiz veya yakınımız bile olsa…

Göz ikidir: İnsangözü cin gözü. Ümmü Seleme’den gelen sahih hadste Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onun evinde nazar değmiş bir kız çocuğu gördü:Ona okuyan birini arayın, onda göz vardır” dedi.

Hasen bin Mes’ud el-Ferra şöyle demiştir: Metinde geçen “sef’a” nazardır, cinini gözü değmiştir. Ona cinlerin gözü değmiş, onların gözü mızraklardan daha keskindir.

Hz. Aişe (r.a): Resulullah (s.a.s), göz değmesinden dolayı okuma tedavisi yapılmasını emretti.”demiştir (Sahihi Buhari)

Yukarıda geçen sallallhu aleyhi ve sellemin, iki hadisinde nazar değmiş kimseleriin iyileşmesinin ancak okuma ile olduğunun kesin bir kanıtıdır. İslam dışı, batıl bir işlem olan “kurşun döktürme” veya “nazar boncuğu takmanın” hiç bir faydası yoktur.Üstelik bilerek veya bilmeyerek günaha girilmektedır.

Nazarı önleyeceği inancında olarak, nazar değmeden önce nazarlık takmanın da hiç bir manası ve anlamı yoktur.Mavi renkli bir cam veya taş parçasının insana ne yararı olabilir ki? Allah’tan başka sığınılacak yer yoktur.

Bu nedenle kendisine nazar değenler; kurşun döktürme gibi batıl, yanlış hiç bir faydası olmayan bir işlem yaptırmaları veya yapmaları bir sonuç doğurmayacaktır.

Yukarıda yazmış olduğum Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem in nazar için okuduğu duaları okumak ve Kur’an’ı Kerim okumak veya okutmak en geçerli yoldur.

NAZARIN    BELİRTİLERİ

Tarihi,  insanlık  tarihi   kadar  eski  olan  nazarın,  belirtilerinin   neler  olduğunu iyi  bilmek  gerekir.  İlimden,  irfandan   yeterince   nasiplenememiş,    ağzı  olan  herkesin,  konu   insan   sağlığı   olunca    bir   dünya   konuşması   günümüzde çok  moda    bir   davranış   oldu.

Her   konuda  konuşacak  bir  şeyleri  olan  insanımız,  nazar   konusunda   da sayfalar dolusu konuşabilmekte, kendilerince tarifler tedaviler korunma yolları üretebilmektedir. Hayatın gerçekleri karşısında çaresiz olan insanın imkanları dahilinde doğru   yada   yanlış,   mümkün  olan  her   çareye   baş   vurmasını   normal   karşılamak  gerekir. Buradaki acı yanlış insan çaresizliğini ranta dönüştürmek,  çıkar    sağlamaktır.

Her  konuda   konuşmak  marifet  olamaz.  Bildiğinden   emin   olduğun   konuda  konuşmak,  bilmediğin   konuda   ise  araştırmak,   doğru  bir   şekilde bilgilenmek  marifettir.

“Fizyolojik   bir   sürecin  patolojik   sonucu’’  Olarak   tanımladığımız    nazarın belirtileri;  Etkilenen   canlının   cinsine,   yaşına,   kilosuna,  vücut   direncine, etkilenme  zamanına,   yaşanan  coğrafi  konuma,   deniz   seviyesinden   yüksekliğe,   etkilenme   şiddetine    ve   etkilenme    süresine   göre   çeşitlilik   arz eder.

Başta   insan   olmak   üzere,   bildiğimiz  bir   çok   canlıya    nazar   değer. Başta   kuzu,  koyun,   deve,   süt    veren   inek    en     fazla   etkilenenlerdir.  Bu  canlıların   nazara   karşı   hassas   olmalarının   sebebi   konusunda   bir   bilgi    yoktur. Ancak    insan   hayatında   çok  önemli  yerleri  olmaları   itibariyle etkilenmelere   de   çok   maruz   kalmaları    düşünülebilir.

Nazar anlık bir etkilenmedir.

Çocuklar, özellikle süt çağındaki bebekler nazardan   çok   etkilenirler. Ergenlik,   yetişkinlik,  olgunluk,   yaşlılığa   doğru    nazardan   etkilenme  de    azalır. Yaşlılıkta   yok   denecek     kadar   az   görülür.  Kadınlar   erkeklere   göre  daha hassastırlar.

Belirtiler;

Bilinç    olarak     boşluğa     düşme,   duraklama,   donuklaşmayla    başlar.  Bu süre    çoğunlukla   kısa    sürer.  Bu   anda     yapılan    işe göre istenmeyen kazalar olur.Trafikteyse kaza yapmak,tabak-bardak   tutuyorsa   düşürmek, ayaktaysa   sendelemek,   düşmek     gibi

Kalp atım sayısı artmaya başlar. Çarpıntının artmasıyla ellerde titremeler, konuşmada    kelimeleri     karıştırma,  bakışlarda    donuklaşma    olur.

Göz   bebekleri   çok     uzaklara    bakıyormuş   gibi    büyür.Göz   kapaklarında   ağırlaşma,  özellikle  üst   göz   kapaklarında   belirgin ağırlaşma   olur.Enseden   boyuna   yayılan   gerginlik,   başın   arkasından   gelen    ve    başın her  tarafını   etkileyen   sıkıştırıcı,  zonklayıcı    bir   ağrı   olur.  Bu   ağrı   göz kapaklarına  kadar    yansır.Vücut    sıcaklığın    da    yaklaşık   0.5   derecelik   bir   artış   olur.Genel     vücut    direnci   düşer.  Enfeksiyonlara    hassasiyet    artar,sebepsiz    bir    iç   sıkıntısı,   stres,   gerginlik    öfke    hali     görülürŞiddetli   bir  uyku   hali   başlar.   Çarpıntının   ve   metabolizma   hızının artmasıyla   vücudun    oksijen     ihtiyacı    artar,    sık    ve   derin   esnemeler   olur.

Vücut  düz   kaslarında   istemsiz   kasılmalar   sonucu;  Midede   kramp  tarzında   ağrı,   bağırsaklarda    kolik   tarzında    sancılanma,   sık   sık   idrara  çıkma  görülür.   Bebeklerde     kolik     tarzında     sancılanmaya     benzer          sürekli,  sebepsiz    ağlamalar    olur

Gündüz  etkilenmelerinde   uyku  hali  varken   akşamdan   sonraki  etkilenmelerde     uykusuzluk,   uykuya    dalmakta     güçlük    vardır.  Bu    uykular, dinlendirici   olmayan   ve   yorgun   kalkılan    uyuklamalardır.

Tüm    bu    belirtiler,    etkilenen    kişilere,   etkilenme    şiddetine,   etkilenme  süresine   göre   değişiklikler    gösterir.    Belirtiler   süreklilik    göstermezler. Çoğunlukla  birkaç   gün    içinde    kaybolurlar.    Tama     yakın    iyileşme    olur

İnsanı mezara, deveyi kazana koyar

Dinimizde nazarın varlığı kabul edilmiş ve insana, hayvana, nesnelere tesir edip zarar vereceği belirtilmiştir. Bizzat Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), “Nazardan Allah’a sığınınız. Nazar gerçekten haktır” ve “Nazar haktır; insanı mezara, deveyi kazana koyar” buyurarak nazarın gerçek olduğunu birçok defa beyan etmiştir. Aynı şekilde Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), nazardan korunmak ve kurtulmak için dua edilmesini emretmiş ve nazarı tesirli olan kişilerin nazarlarının zarar vermemesi için, kıskandıkları veya hoşlandıkları bir şeye baktıklarında “Maşallah” ve “Bârekallah” demelerini tavsiye etmiştir.

Kendi kendilerini hasta ediyorlar

Nazar, kem göz sahibi olan şahsın ruhundan ileri gelen bir tesirdir. Nazar sahibi idrak ettiği bir maddeyi veya hali güzel bulur. Onu güzel bulma hususunda çok ileri gider. Bu çeşit bir hoşlanma ve güzel bulmadan haset hâsıl olur. Çekememezliğe ve kıskançlığa dayanan bu his, kıskandığı maddenin veya halin, ona malik olan şahıstan alınmasını kasteder. Kıskanılan şeyi kendisine mal edinemeyince de onun zarara uğramasını tercih eder. İşte bu denli bir kıskançlık duygusu besleyen kişide negatif bir enerji oluşur. Bu negatif enerji kendisinde kalırsa kendine zarar verir ve onu hasta eder. Kendisinde oluşan negatif enerjiyi göz vasıtasıyla kıskanılan kişi veya canlı-cansız varlıklara ulaştırırsa onlara zarar verebilir. Göz aracılığıyla başkasına ulaşan ve aslen negatif enerji olan bu ışınlar, isabet ettiği kişi veya canlı-cansız varlıklara nüfuz etmezse, ona zarar vermez.

Nazara en çok kimler maruz kalır?

Bütün insanlara, hayvanlara ve camit şeylere nazar değebilir. Toplum içinde bazı kişilere daha fazla nazar değdiğine inanılır. Nazara daha fazla maruz kalanları şöyle sıralayabiliriz:

– Evlilik yaşına gelmiş baliğ genç kızlar

– Düğün vaktinde gelin ve damat

– Nifasta (lohusa) olan kadın

– Güzel yüzlü kişiler

– Zeki olan kişiler

– Mükemmel bir vücuda sahip olanlar

– Küçük çocuklar

Yukarıda saydığımız insan tipleri kıskanılmaya müsait bir durumda oldukları için, başka kişiler tarafından haset edilir. Örneğin evlenecek olan damat ve gelin, evlenemeyen kişiler tarafından kıskanılır.

Yeni doğum yapan kadın, çocuğu olmayanlar tarafından haset edilebilir. Güzel bir görünüşe sahip olanlar, çirkinler tarafından kıskanılabilir.

Kimlere kem gözlü denir?

Nazarın oluşumunda gözler sadece bir araçtır. Asıl tesir ruha veya nefse aittir. İnsanın dışa açılan penceresi olması sebebiyle göz dış âlemde bulunan ve cereyan eden her şeyi beyne iletir. Ayrıca göz yine bedenin dışa açılan penceresi olması hasebiyle, insan nefsinin imrenme ve kıskançlık duygularından meydana gelen negatif enerjiyi de gördüğü varlıklara yansıtır. Nazar değmesi göz vasıtasıyla oluştuğu için, genellikle nazarı tesirli kişilere kem gözlü denmektedir. Aslında bu kişiye kem nefisli veya kem ruhlu demek daha yerinde olur.

En tehlikelisi gama ışınları

Nazar değmesinin şiddetini Alfa Beta (B) ve Gama (Y) ışınları ile açıklayabiliriz. Bunların her birisinin etkisi farklı olduğundan verecekleri zarar da farklı olur. İmrenmeyle fırlatılan bir nazarı Alfa ışınına benzetebiliriz. Bu nazarın tesiri fazla olmayıp çabuk geçer ve değdiği kişi veya şeye çok az zarar verir. Buna karşı önlem almak hem mümkün değildir, hem de gereksizdir. Orta şiddetli nazar değmesine Beta (B) ışınlarını örnek verebiliriz. Bu tür nazar haset ile gerçekleşen ani ve istemsiz bir bakışın sonucunda meydana gelir. Bu nazar çeşidi diğerine göre daha etkili ve zararlıdır.

İnsana, hayvana ve nesnelere etki ettiğinde zarar verir. İnsanı hasta edebilir, hayvanları telef edebilir ve nesneleri etkileyebilir. Beta (B) ışınının etkisiyle eşleştirdiğimiz orta şiddetteki nazarın dua okuyarak tesirinden kurtulmak mümkündür. En şiddetli nazar değmesine Gama (Y) ışılarının şiddetini örnek verebiliriz. Bu tür nazar çok büyük bir hasetle ve kasten değdirilmek istenmesi sebebiyle çok şiddetli olup, etkisi ve zararı büyük olur. Bu ışınlar çok şiddetli olduğundan ulaştığı varlıklara ciddi zararlar verir. Bu denli şiddetli nazara uğrayan kişi tedavi edilmelidir

Nazar, kendisini tatmin etmemiş, haset duygusuyla dolu, maddi veya manevi şeylerden kendisini yoksun gören ve bastırılmış psikolojisini farklı yollardan tatmin etmek isteyen kişilerin sebep olduğu bir vakıadır. İnsan hiçbir zaman doyuma ulaşmaz. Çünkü dünya insanın bütün duygularını tatmin etmeye müsait bir yer değildir.
‘Mavi boncuk’ cahilliktir

Çocuklar, daha çok nazara uğradıklarından, ilahi dua ve koruyuculardan habersiz cahil kişiler, çocukların üzerine mavi nazar boncuğu ve muska takarak, onları korumaya çalışırlar. Küçük çocuklar, zekâları, afacanlıkları ve şirinlikleriyle dikkatleri üzerlerine çekmekle çokça nazar değmesine maruz kalırlar. Bundan dolayı sık sık onların üzerine dua okuyup onları Allah’ın korumasına havale etmek gerekir.

Hadislerde nazardan korunma ve kurtulma yöntemleri iki şekilde ele alınır. Birincisi, nazar değmeden önce önlem almaktır ki; bu da nazar edenin ve kendisine nazar edilenin alması gereken önlemler olmak üzere iki şekilde olur. İkincisi, Asrı-ı saadette o günkü şart ve koşullarda nazar değdikten sonra yapılan adetsel uygulamalardır. Nazar eden tanınıyorsa, teberruken temiz su ile abdest alır, aynı temiz su nazara uğrayanın üzerine veya arkasına dökülür. Nazar edenin tanınmadığı durumlarda ise nazara uğrayan biliyorsa kendisi, bilmiyorsa ağzı dualı birisi ona dua okur.

Dua zırhını kuşanın

Peygamberimiz, Muavvizateyn surelerinin her çeşit şerden Allah’a sığınmak üzere okunacak dua olarak yeterli geldiğini göstermektedir. “Muavvizateyn” denince, bazı rivayetlere göre, “Felak” ve “Nas” Sureleri ile beraber “İhlâs” Suresi de kastedilmektedir. Mümin, başkalarının kem gözüne hedef olmak istemiyorsa, her zaman için, manevi bir kalkan olan, dua zırhını kuşanarak kendisini korumalıdır. İnsan, kendisini maddi olan zararlardan koruyabilir, ancak maddi olmayan zararlardan koruması mümkün değildir. Ancak ve ancak Allah onu koruyabilir.  Yeter ki; kendisi O’na sığınmış olsun. Allah’a sığınabileceğimiz en güzel dualar ise, kendi kelamı olan muavvizeteyn sureleridir.

İşte kurtuluş reçetesi

Nazar için verdiğimiz surelerin, ayetlerin, me’sur duaların, Tıbb-ı Nebevî’de geçen duaların ve âlimlerimizin derlediği duaların hepsi bir defada okunabildiği gibi tek tek de okunabilir. Ancak okuyana kolaylık olsun diye bu duaları dört reçete şeklinde sunmayı uygun gördüm. İsteyen, istediği reçeteyi okur ve Allah’ın izniyle fayda görür.

Kısa Reçete: Şu sure, ayet ve dualar sırasıyla okunur: Fatiha Suresi, Ayete’l-Kürsi, Nazar Ayeti, İhlâs, Felak ve Nass Sureleri ile Hz. Cebrail’in Duası.

Orta Reçete: Şu sure, ayet ve dualar sırasıyla okunur: Fatiha Suresi, Ayete’l-Kürsi, Nazar Ayeti, İhlâs, Felak ve Nass Sureleri ile Hz. Cebrail’in Duası, Hz. Âişe’nin Duası, Me’sur Dualar ve Tıbb-ı Nebevi’de geçen dualar.

Uzun Reçete: Şu sure, ayet ve dualar sırasıyla okunur: Fatiha Suresi, Ayete’l-Kürsi, Nazar Ayeti, İhlâs, Felak ve Nass Sureleri ile Hz. Cebrail’in Duası, Hz. Âişe’nin Duası, Me’sur Dualar, Tıbb-ı Nebevi’de geçen dualar ve Âlimlerin derlediği dualardan bir tanesi.

Çocuklar için Reçete: Şu sure, ayet ve dualar sırasıyla okunur: Fatiha Suresi, Ayete’l-Kürsi, Nazar Ayeti, İhlâs, Felak ve Nass Sureleri ile Hz. Cebrail’in Duası, çocuklar için okunacak dualar. Allah Resûlü’nün Hasan ve Hüseyin için okuduğu duada, onların ismi yerine çocuğun ismini koyarak dua okumalı.

– See more at: http://www.tecrubelikutuphane.com/nazar-hakkinda-sey/#sthash.FbhlyUjr.dpuf

Comments

comments

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık
Reklam